• TARİH: 18.07.2019

Sevdiklerinize Sevginizi Gösterin Alişan Kapaklıkaya

Sevdiklerinize Sevginizi Gösterin Alişan Kapaklıkaya

Sevdiklerinize sevdiğinizi söyleyin hadis olarakta dinimizde sürekli üzerinde durulan bir konu. Günümüzde pek çok kişisel gelişim uzmanının belirttiği en önemli şeylerden biri de kuşkusuz sevdiklerinize onları sevdiğinizi söyleyin şeklinde cümlelerdir. Sevdiğinize onu sevdiğinizi söyleyin bu çok zor değil. Küsmece, darılmacaları bir kenara bırakın. Çünkü sevdiğinizi söyleyin yarın çok geç olabilir. Hemen şimdi geç kalmadan sevdiğinizi söyleyin. Bu hayatta duygularını ve sevdiğini söylemeyi ertelemeyin. Siz siz olun sevdiğinizi söyleyin gizlemek başkalarına fırsat vermektir. Sevdiğinizi söyleyin ölüm var.

İşte kişisel gelişim uzmanı aynı zamanda eğitimci Alişan Kapaklıkaya’nın dokunaklı ve ağlatan pantolon dan derlediğimiz yürek yakan gerçek öykü. Sevdiklerinize Sevginizi Gösterin Alişan Kapaklıkaya hocamıza sevgi ve saygılarımızla.

Pantolon

Bizim çocukluğumuzda var yoktu. Yok vardı. Ne istersek yok. Zaten kıtlık dönemindeydik. Dolaysıyla kıtlık döneminde büyüdük. Anne ve babamızın dönemi kıtlık içindeydi. Ne istersek yok. Karşılığı bu yok! Pantolon al dediğimde yine yok kelimesi gelirdi. Oyuncak almak istediğimizde yine yok, kendin yap denirdi. Bu yüzden hep çamurdan yaptım oyuncaklarımı. Babamın ceketinin cebini kesip içine yün koyarak top yapardım. Bununla oynardım. Kız kardeşim bebeklerini kendi dikti. Onun için bir şeylerin kıymetini bilmek bizim neslimizde vardı. Bir gün babam dedi ki size pantolon getiriyim mi?

Biz 3 kardeş köyün dışına çıktık. Elimizi çenemize koyup hayaller kurardık. O dönemlerde köyde popüler olan muhtarın oğlunun giydiği pantolondan giyeceğiz diye. Ben ilkokul 3. Sınıfa gidiyorum. Kardeşim 1. Sınıfa gidiyor. Bir diğer kardeşim adı Rafet 6 yaşında. Sürekli hayaller kuruyoruz. O dönemlerde babaannelerin çiçekli bozma elbiselerinden yapılan donlar ve pantolonlar giyerdik. Kardeşim bir gün şöyle yaptı hayallerini kurduğumuz pantolon için; senin pantolonun hangi renk olur? Elektirik yok, televizyon yok dünyayı tanımıyoruz henüz. Bende gayri ihtiyari siyah dedim. Kardeşim keşke benim pantolonumun rengi mavi olsa dedi. Neden diye dönüp sordum. Karşılığı şöyleydi; siz çiçekli donlar giyip okula gidiyorsunuz ya hani ben pantolonla gideceğim diye hava attı. Sonra babam şehirli ayakkabısı da alır mı dedi. Ben başımı salladım babam alsa alsa kara lastik ayakkabı alır ya da naylon ayakkabı.

Tam o sırada minibüs görünmeye başladı. Toz toprak içinde bizim umudumuz ise sadece minibüs ve gelecek pantolon. Nihayet minibüs geldi. Babam paketleri açmaya başladı. Paketin içindekileri görünce şaşkındık. Babam bana kara bir pantolon, kara önlük ve beyaz yaka yanında da kara lastikli ayakkabı. Babam kardeşime de aynılarını almıştı. O hevesle bekleyen ve henüz 6 yaşında olan kardeşim Rafet, paketleri açtı, karıştırdı, baktı hiçbir şey bulamadı. Rafet babama dönüp baktı ve hani bana dedi. Babam dönüp dedi ki bir daha ki dönüşte alacağım sana. Rafet ama bende bekliyordum dedi. Kardeşim Rafet ağlaya ağlaya çıktı. O anda babamın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Akşam sofrada hiçbirimiz konuşamıyoruz. Sadece kardeşimin derinden hissedilen hıçkırık sesleri geliyordu. İçli içli ağlayan bir çocuk sesinden başka bir şey değildi.

Ben sabah okula gittim. Geldiğimde kardeşim şöyle yaptı ayy ne güzel yakışmış bir kere giyebilir miyim? Deyince ben olmaz dedim, toz edip kirletirsin şimdi. Kardeşimin ısrarı hiç bitmedi. 2. Gün yine yalvarırcasına istedi yine vermedim. 3. Gün de vermedim. O dönemlerde bir tane zar zor pantolon bulmuşum. Sıra ayakkabılarıma yani kara lastiğe gelince onları da yastıklarımın altına koyuyordum. Kardeşim Rafet 4.gün yanıma gelerek şöyle yaptı,  ya gerçekten pantolon sana çok yakışıyor. Belki bana da yakışır hee olmaz mı? Ben uzun gelir dedim. Vermeyeceğim tuttu ya! Rafet ucunu kıvırırım dedi. Toz edersin dedim. Kardeşim ısrar etmeye devam ediyordu. Kilimin üstünde giyeceğim abi dedi. Sadece aynanın karşısında 5 dakika bakayım dedi yeter. Döndün kardeşime of çekerek ya sen ne manyaksın dedim. Yarın günlerden Cuma okuldan döndüğümde vereceğim. 5 dakika giy ama toz etme dedim. Hatta kafanı kırarım senin dedim.

O akşam yine 4 kardeş yan yanan yatağa uzandık. Kardeşim beni birden dürttü. Bende karşılık verdim ne var diye? Caymadın demi dedi abi? Ben de dönüp hayır caymadım dedim. Rafet gözlerini tavana dikerek hayaller içinde kayboluyordu. Bana dönüp uyuyamıyorum çok heyecanlıyım  dedi. Ben de gözlerin kapatıp uyumasını söyledim.

Sabah uyanıp okula gittiğimde o da kalktı. Bana bugün erken gel tamam mı dedi. Sonra ekledi ben seni şu kapının eşiğinde bekliyorum dedi. Kafamı çevirip baktığımda kapının eşiğinde duruyordu.

Okula gittim. Henüz 3. Ders zili çalmıştı. Sınıfa girdik. Sınıfın kapısı çaldı ve açıldı. İçeriye müdür girdi. Önce öğretmenin kulağına eğilerek fısıltıyla birkaç cümle sarf etti. O anda öğretmenimizin rengi, beti benzinin nasıl attığına şahit olmuştum. Öğretmenimiz dönüp bana Alişan eve gider misin? Baban seni bekliyormuş.

Bense kendi dünyamda başka hayallerin kurguluyorum. İçimden kardeşim Rafet geçti. Bak dedim bu manyak sırf pantolonu giymek için babamı bile ayarttı ve beni eve çağırıyor diye. Sonra sınıftan çıktım. Okulun kapısından eve doğru yürümeye başladım. Ben ne bileyim yolda yürüken dikkatimi çeken bir şey olmuştu. Köylüler de bizim eve doğru gidiyorlardı. Daha 9 yaşında olan bir çocuğun idrak edemeyeceği şeylerdi bunlar. Bizim sokağın kapısına geldiğimde aklımda hep beni kapı eşiğinde heyecanla bekleyen kardeşim Rafet olur diye düşünüyordum. Lakin orada yoktu.  Avludan içeriye girdim. Neredeyse bütün köy bizim avluda toplanmıştı. Gözlerim anneme takıldı. Annem kendini paralıyor ve yerlere atıyordu. Dudağını arasında sadece 3 kelime vardı. Rafet’i verin bana! Yavrumu verin! Yaralı kuzumu bana geri verin!

Köyümüzde yaşlı bir amca yeni aldığı traktörle bizim kapının önünden geçerken o sabah kardeşimi görmeden onu ezmişti Rafet ölmüştü.

Ben kardeşime pantolon giydireceğim gün kardeşim öldü. Babam sevgiyi alamadığı için bize vermeyi de bilemedi.  Seviyordu ama gösteremiyordu. Bizi kucaklayamadı. Bağrına basamadı çünkü ayıp karşılanırdı. Bu yüzden sevdiğinizi sevdiklerinize gösterin.

O gün köyde cenaze yıkanıyordu. Babam, kardeşim Rafet kefenlerken, o kadar kişinin arasından geçerek onu ben alacağım diyerek kardeşimi kollarına aldı. O feryadı hiç unutmuyorum. Rafet ben seni mezara değil! Pazar götürüp pantolon alacaktım oğlum! Kalk seninle pazara gidelim. Babamın halini gördüm. Ağlaya ağlaya göz yaşları içinde gittiler.

Ben hep şunu düşündüm. Keşke babam kardeşim Rafet’e sevgisini sağken gösterseydi. Biz o sevgiyi duymak için çok bekledik. Ama duymadık.  Babam kardeşimin hiçbir zaman duymayacağı bir zamanda bağırarak, haykırarak feryat ve figan ediyordu.

Ben evliyim. Büyük kızım kanser ve o sağken en çok ona onu nasıl sevdiğimi her an dile getiriyorum. Sevdiklerinize Sevginizi Gösterin.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?